8 Ekim 2013 Salı

Yeni konuklarımıza Özlem, resim defterim, yağmurun dünyası, ahşap zamanı, umut tanrıçası, diren tasarım, kuleli şatolar "Merhaba"

Bloğumuzu ziyarete gelen yeni konuklarımız;

Hoş geldiniz yüreğime...

Bloğuma epeydir çok zaman ayıramadığım için yeni gelen konuklarıma "merhaba" deme fırsatını da yakalayamadım.
Özlem sen geleli epey zaman oldu ablam ama bloğa koşturarak girip çıktığım için seslenemedim sana. Alya' nın güzel annesi hoş geldin yüreğime :-) bu arada senden haber bekliyorum.

Resim Defterim;  hoş geldiniz yüreğime,

Diren Tasarım; hoş geldiniz yüreğime,

Yağmurun Dünyası; hoş geldiniz yüreğime,

Ahşap Zamanı; hoş geldiniz yüreğime,

Umut Tanrıçası; hoş geldiniz yüreğim,

Kuleli Şatolar;  hoş geldiniz yüreğime,

sizlerle de uzun soluklu, keyifli dostluklar kurmayı dilerim.

Ben şimdi den 100. konuğum için sürpriz çalışmalarına başlasam iyi olacak :-). Öyle çekilişlere katılmayı sevmiyorum, o nedenle bazı blogger arkadaşlarımız sitem etse de çekiliş çağrılarına, davetlerine katılmıyorum.
Bence misafir umduğu ile değil, bulduğu ile mutlu olabilmeli, işte o zaman kalıcı dostluklar kurulabiliyor. Sırf katılımcı toplamak, yorum almak için çekiliş v.b şeyler düzenlemek bana gereksiz geliyor, lütfen yanlış anlaşılmasın bu benim kişisel düşüncem.
Ben çıkarsız, umarsız dostluklardan yanayım. Bazen bir bardak sıcak çay, yürekten seslenen, ünlenen bir iki kelime bence dünyaya değer...

Seviyorum sizleri :-)  doğayı, güneşi, rüzgarı, hayvanları, yağmuru, yağmurla ıslanan toprak kokusunu, kısacası yaşamı seviyorum.......... 

"sanal dost" deyip geçme....... orada Harmony'ler, Asea'lar, Sosyolog'lar var.....

Gününüzün gönlünüzce geçmesi dileğimle;

Epeyce birikmiş faaliyetlerim vardı, yeni koleksiyonun hazırlıkları hızla devam ediyor, Başak ve Bora' nın kıyafetlerinin tasarımı ve üretim hazırlığı baya zamanımı aldı, sonuç güzel olacak gibi, hazırlıklar tamamlanınca sizlerle de paylaşacağız. Tüm bunlar için koştururken epeydir bloğuma uğrayamadım, özledim sizleri ve bloğumu...

İnternetin en sevdiğim yüzünü paylaşmak istiyorum bugün siz dostlarımla. Doğru kullanıldığı zaman insan yaşamını kolaylaştıran ve yaşama bir çok güzellik katan bir yanı var SANAL DÜNYA nın. Ben sanal dünyada çok güzel edinimler kazandım, bilgi dağarcığımı genişlettim, çok özel dostlar, dostluklar edindim, sırdaşlar edindim. Dostlarımla, sırdaşlarımla akşam saatlerinde başlayıp, sabahın ilk saatlerine ulaşan söyleşilerde bulundum, sanalda kurduğumuz dostlukları reele taşıyıp keyifli, güzel paylaşımlarda bulunduk. İşte bu nedenle kızım lise çağlarında internet kullanırken baskıcı, yasaklayıcı bir anne rolü üstlenmedim, çünkü kötü kötüyü, iyi iyiyi çeker misali doğru kullanmayı öğretirseniz çocuğunuza zaten kötülerle karşılaşmıyor.
Bizim gençlik yıllarımızda facebook lar twitter ler, instagram lar yoktu, irc, mirc olarak isimlendirilen sohbet odaları vardı, sohbetler hem seviyeli, hem çok keyifli idi. Ben o odalarda hala dostluğumu sürdürdüğüm, yüreğimde ve yaşamımda çok özel yerler edinen dostlar edindim.
O odalarda benim takma ismim (nick name) Iraz idi. Orada tanıdığım diğer isimler Sosyolog, Asea, Harmony, Vadim, Rim, Hazan, Cumali, Arkadaş, Dağ evi  Spartakus, Qua,
takma isimler genelde kişilerin etkilendiği bir olay veya nesneden oluşurdu. Ben İrazca'nın Dirliği isimli romandan çok etkilenerek bu ismi kullanmıştım.
İşte bu odalarda tanıdığım öyle insanlar, öyle dostlar var ki benim en zor zamanlarımda çıkarsız, umarsız beni kucaklayıp, sevgileri ile sarmalayarak yüreğimi ısıtıp, bana yaşam gücü aşıladılar. Asea öğretmen bir kızımız, o zamanlar bekardı şimdi ise dünyalar güzeli Nilay' ımızın annesi, Harmony yakışıklı iki delikanlı Önder ve Seçkin'in anneleri.
Bu iki güzel insan hiç erinmeden, hiç gocunmadan kemoterapi seanslarımda hep yanı başımda oldular, elimi tuttular. Sosyolog o da kendini öğrencilerine ve mesleğine adamış idealist bir öğretmen, her zaman bir telefon uzaklığı kadar yanı başımdaydı, her derdimi dinledi, her isteğimi ikiletmeden yerine getirdi can kardeşim.
Peki ben bu güzel yürekleri, can dostlarıma olan vefa borcumu ödedim mi??? tabi ki hayır, onlara karşı içim hep buruktur, bilirim onlar çıkarsız, umarsız yanı başımdaydı ama, işte aması var....
Can dostlarım benim sizleri çok seviyorum.

Sanal dünyada yeni edindiğim gencecik bir dostum daha var. Nick Name whiteglaze - Beyaz Sır. Sizlerin de tanımasını çok isterim, çok genç bir insan, gencecik bir fidan, nasıl mağrur, nasıl naif, masumiyeti sesine yansıyan, mini minnacık şeylerden mutlu olabilmeyi başaran, dünyalar tatlısı genç bir kızımız. Şu günlerde evlilik hazırlığı içerisinde, kendi yuvasını, kendi dünyasını kurma telaşında. Dileğim bir ömür boyu sağlıklı, mutlu, huzurlu olur yuvası. Beyaz Sır benim bloğuma 50. konuğum olarak geldi, ben de ona 50. konuk olarak minicik bir anı gönderdim. İşte bu koca dünyayı içine sığdırabilen, sevgi dolu bu güzel yürekle bu şekilde tanıştım.
Gamze'm, güzel kızım iyi' ki gelmişin gönül odama :-)
 
Gamze'nin bloğuda kendi gibi, yüreği gibi güzel ve keyifli, ziyaret etmek isterseniz buyrun :-)  Güzel Yürekli Gamze...

İşte ben Namı değer SANAL ALEM 'de böyle güzel dostlar edindim...

Sevgimle, sağlıkla, mutlulukla kalın...


 

26 Eylül 2013 Perşembe

Yaptığım faaliyetleri ne mi? yapıyorum...


Gününüzün güzel geçmesi dileğimle;

Günaydın Dostlar...

Bugün dostlarımın, arkadaşlarımın sıkça sorduğu bir soruya "yaptıklarını satıyor musun?" sorusuna yanıt vermek istiyorum.
Hayır satmıyorum, bom boş hiç bir işe yaramadan oturmayı sevmiyorum, emekli insan ne yapar? bayanların meşhur altın veya para günleri vardır bol dedikodulu, bol göbekli :-) böyle gün faaliyetleri hiçççç bana göre değil. Sabah kalkıp televizyona kilitlenip, deli saçması, üçüncü sayfa gazete haberi benzeri programları, bugün ne giysem, bugün güzel miyim gibi bana anlamsız gelen programları izlemeye de hiç niyetim yok, çünkü onların bana kattığı, bana edindirdiği, bana öğrettiği hiç bir şey yok.
Öyle bom boş amaçsız oturunca hem kendimi işe yaramaz hissediyorum hem de ağrılarım daha çok yoruyor beni. Şükürler olsun ki geniş bir çevrem var, sevdiklerim kadar sevenlerimde var. Sevdiklerime ve sevdiklerimin çocuklarına çam sakızı, çoban armağanı hediye veriyorum yaptıklarımı.
Paylaşmayı seviyorum, yaşam paylaştıkça anlam ve değer kazanıyor, sevgiler paylaştıkça çoğalıyor, kederler paylaştıkça dağılıyor......

Kısacası dostlarım Amigurumiler dışında yaptıklarım sevdiklerime armağanımdır.

Amigurumiler ise; evet onlar satılıyor. Benim beynimde, belleğimde, anılarımda, yüreğimde çok çok özel yerleri olan özel insanlar için satışa sunulacak. 

Amigurimilerde satış aşamasına gelindi, siparişte alıyoruz. Amigurumi satışı için farklı bir organizasyon hazırlığındayız, organizasyon başladığında siz dostlarımıza da duyuracağız, ben inanıyorum ki benim dostlarımın hepsi çok duyarlı ve bu projede bize destek olacaklar...

İşte yaptığım faaliyetler ve yapacaklarım konusunda durum budur dostlarım...

Bu arada son zamanlarda yaptığımız amigurumilerin fotoğraflarını paylaşmıyorum, yeni bir koleksiyon hazırlıyoruz, tamamlandığında keyifle paylaşacağım...

Hadi bugün  Demet'in el emeği, göz nuru  ile ördüğü amigurumi bebeğimin fotoğrafını paylaşayım sizlerle... Demet'in örgü kalitesini beğeniyorum, çalışan bir bayan ve iki çocuk annesi olmasının yanı sıra böyle becerilere de zaman ayırıp değerlendirmesi çok etkiledi beni, onun bu çabasına katkım olsun istedim. Demet'ten aldığım bebekler benden torunuma hediye olacak, inşallah torunumu görmekte nasip olur...

 
 
 Bu bebeği Demet Hanım ördü... Demet Hanım'ın diğer ürünlerini görmek isterseniz www.amigurumiaskina.blogspot.com adresinden ulaşabilirsiniz.
 
 
Sevgimle...

24 Eylül 2013 Salı

Zümra'lar, Selim'ler

Gününüz gönlünüzce geçsin;

Umarım gününüz güzel geçiyordur, benim ki güzel geçiyor. Güne "merhaba" diyebildiğim her günden keyif almayı tercih ediyorum...
Zümra ve Selim için yaptığım objeleri bitirdim, umarım beğenirler :-)
Zümra kızımın ortaokuldan beri arkadaşlığını, dostluğunu sürdürdüğü arkadaşı Aslı'nın küçük prensesi.
Selim yine kızımın arkadaşı, iş arkadaşı Ceyda'nın yakışıklı prensi.
İkisini de çokkk seviyorum, sevgi ile kokluyorum, öpmeye kıyamam henüz çok küçükler, zaten bebeklerin ve çocukların öpülmesine karşıyım, ancak enselerinden minik minik kokular almaya bayılıyorum...




 
 
Sağlıklı, huzurlu, mutlu günlerinizde yavrularım...

23 Eylül 2013 Pazartesi

Beyaz Sır ile tanıştım.

Beyaz Sır ile tanıştım;
 
50. konuğum blogger  whiteglaze' nin  sürpriz hediyesini hafta içi gönderdim, gönderdikten sonra bilgi vermek için telefon ile aradım, karşıma 89 doğumlu gencecik, pırıl pırıl bir birey çıktı. Yüreğinin güzelliği ses tonuna da yansımış Gamze'nin. umuyorum ki yakında reelde de görüşeceğiz.
50. konuğum için gönderdiğim sürpriz hediye gerçekten sürpriz bir hediye olmuş, Gamze evlilik hazırlıkları içerisinde önümüzdeki ay düğünü varmış, güzel olan ise gönderdiğim hediyenin rengi evinin mobilyası ile uyum sağlamış...
 
Hediyesini alır almaz; içindeki çocuğun sesi ve yüreğinin güzelliği ile süslenen ses tonuyla aradı beni, teşekkür etti. O minicik hediyeyi gönderirken amacım teşekkür almak değildi, ama araması beni mutlu etti.
Balayında da İzmir Çeşme'de olacakmış, kim bilir belki görüşürüz :-)
 
 
 
 
 
Güle güle kullan güzel kızım, sağlıklı, huzurlu günlerde kullan...
 

Günün, haftanın tavsiyesi...

Sağlıklı, huzurlu bir hafta diliyorum dostlarıma;

Küçük bir kaçamak yapıp, ortadan kayboldum yine :-) aslında kaçamak değildi aşıdan sonra bir kaç gün vücut direncim düşüyor, vücut direncimin düşmesinden olsa gerek ağrılarım daha da yorucu bir hal alıyor. Özellikle dün çok kötü bir gündü. Allah düşmanıma bile yaşatmasın. İşte bu nedenle biten haftayı lay lay lom geçirdim...
 
Ama başladığım faaliyetleri de bitirdim bu arada :-) hoş yeni faaliyetlerime başlarken sizlerle yaptığım paylaşımda "yarın fotoğraflamayı düşünüyorum" demiştim ancak öyle düşündüğüm gibi iki günde tamamlayamadım, tam bir hafta sürdü... Bu bir haftaya değdi mi? derseniz, kararı kullanıcıları ve siz dostlarım vereceksiniz, sizlerin öneri ve eleştirileri önemli benim için...
 
Yazı tahtasından üç adet yaptım birisi canımın taaaaaaaaa içi canım kızıma, ikincisi yaşamımda, yüreğimde özel yeri olan  manevi kızım Fatoş'uma üçüncü ise, Elif'imin annesi Aylin'e. Sağlıkla, huzurla kullanmalarını diliyorum...
 
Yazı tahtaları ile birlikte bebeği olan dostlarımız için küçük bir faaliyet daha başladım umarım becerebilirim, dilerim küçük sahiplerinden beğeni alır. Bitirince onları da paylaşacağım sizlerle...



 
 Umarım beğenirsiniz :-)
 
Sevgimle...

17 Eylül 2013 Salı

Yağmurun sesine bak...

Gününüz gönlünüzce geçsin!

Gece ninni gibi gelen yağmur sesleriyle uykuya dalıp, sabah misler gibi toprak kokusuyla uyanmanın keyfi bir başka, özlemişim yağmuru ve yağmur sonrası toprak kokusunu...
İşte her gün olduğu gibi bugünde böyle bir güzellikle güne "günaydın" dedim :-) günümde aydın, aydınlık, keyifli bir şekilde devam ediyor...
Bugün aşı günümdü aşımı yaptırdım, kolum ve sırtımda ağrım var onun dışında süpper süpper süpperim :-) Bu yaşta bu neyin aşısı demeyin, dört yıldır grip aşısı yaptırıyorum Ufuk Hocam öyle istiyor:  Akciğer CA için grip ve zatürre en büyük tehlike, on üç yıllık mücadelemi heba etmeye hiç niyetim yok, tarlayı ayrık otlarına bırakmayacağım...
Bugün keyifli bir uğraş daha buldum kendime, Zeynep Hanım'ın facebook ta paylaştığı bir çalışmayı sıradakiler listesine almıştım, gece rüyama bile girince sabah gözümü açar açmaz günlük işlerimi bitirip ona başlamaya karar verdim. Çok güzel ve keyifli bir çalışma, umarım benim  başarılı olurum.
Siyah yazı tahtası bulamadım Seferihisar'da yaşamanın dezavantajı öyle her şeyi bulamazsınız burada, istediğinizi almak için taa İzmir'e gitmeniz gerek, ben de farklı bir çözüm buldum.
Küçük bir parça kontraplağı zımparaladım üzerine akrilik siyah boya sürdüm, sonuç bence başarılıydı, iki parça kontraplak boyadım kurumasını bekliyorum, hazır onlar kururken ben de bloğuma bir göz atayım dedim :-)
Hadi bana müsaade çok işim var çookkkk, bu çalışmayı yarın bitmiş fotoğraflanır hale getirmiş olmalıyım.
Bugün sizlerle yaz tatili sürecinde yaptığım küçük bir çalışmanın fotoğrafını paylaşacağım, umarım beğenirsiniz :-)



Sağlıkla, sevgiyle, umutla kalın...

 

16 Eylül 2013 Pazartesi

Yaşamımıza Bal katıldı :-)

Buralardan, bloğumdan, dostlarımdan uzak kaldığım iki buçuk ay boyunca sadece tatil modunda gezmedim :-) kendi çapımda ufak tefek uğraşlara da zaman ayırdım. Süreç içerisinde yavaş yavaş yaz mevsimi faaliyetlerimi paylaşacağım izin verirseniz :-)

Şimdi paylaşacağım obje ailemize yeni katılan mini minnacık, dünya tatlısı bir can için. Annesi-sahibesi adını "Bal" koydu, rengi bal rengi, kendisi de bal kadar tatlı. Ben Bal'ın anneannesi oluyorum, anneanneler torunlarına hazırlık yaparlar biliyorsunuz, eh ben de görevimi yerine getirmeye çalıştım.
Bal'a oyun parkı ve minderler yaptım, minder işi çok kolaydı ama oyun parkı hem terletti, hem zorladı beni, ama sonuç terlemeye ve zorlanmaya değdi, on beş günlük uğraşı sonucunda Bal'ın oyun parkındaki keyifli halini gördükçe ben de keyif alıyorum.
Çok çok beğenide aldı parkımız, eleştiride aldı, beğenen dostlara teşekkür ettim.
Beğenmeyen dostlara ise; hayvanlarında bizler gibi can taşıdığını, cins ya da sokak fark etmez hepsinin sevgiyi, ilgiyi, yemeği, suyu, oyunu, oyuncağı hak ettiğine inandığım için evimize, ailemize kattığımız hayvanlarımıza da kendimizle aynı değeri vermekten mutluluk duyduğumu ilettim...

İşte böyle :-) Bal'ın, kızımın minik kedisinin oyun parkı ve kendisi.







 

50. konuğum' a...

Yüreğime hoş geldin Beyaz Sır.

Bloğumu açıp, ilk konuklarımı ağırlamaya başladığımda 50. konuğumun kim olacağını merak ettim hep ve siz benim olmadığım bir dönemde ziyaretime gelmişiniz, geldiğinizde ben yoktum :-(  oysa burada olup sizi sevgimle karşılamak, ağırlamak isterdim.

Artık 2014 Temmuz ayına kadar kesintisiz buralardayım, bundan sonraki ziyaretlerinizde keyifle sohbet ederiz umarım :-)

50. konuğumun kim olacağını merak ederken, bir yandan da 50. konuğum için mini minnacık bir sürpriz yapmayı hayal ettim hep. Bu sürpriz size kısmetmiş Beyaz Sır :-)
Bana kargo bilgilerinizi maille iletebilirseniz naçizane minik hediyenizi göndermek isterim....

Tekrar hoş geldiniz yüreğime...

 

Ben geldimmmmm :-)

Yine, yeniden yüreğimin dolusu sevgimle;

Günaydın dostlar :=)

Evveettt an itibariyle yine bloğumla, yine gönül dostlarımla birlikteyim :=)

Özlendim mi? bilmiyorum, özledim mi? evetttttt çok özledim...
Deeptone' yi özledim ve o keyifli paylaşımlarını...
Ben iyisimi' yi özledim, ben iyisimi'nin paylaşımlarını facebook da takip etsemde blog okumak çok daha farklı ve keyifli oluyor, umarım kendisi ile reelde de keyifli paylaşımlarımız olur...
Blog Hocam Serdar Bey'i özledim, düğününün ertesi günü bile blog okuyucularının, bloggerlerin derdini dinleyip, onlara yardımcı olması yüreğinin yüceliğinin en büyük kanıtı bana göre. Başınızın belası geldi Serdar Bey :=) ama gerçekten özlendiniz...
Sarp'ı özledim, annesi ile yaz mevsiminin başlarında bir kez yazıştık, Sarp'ın iyi olduğunu, tatil hazırlıkları yaptıklarını ve bu yıl Sarp'ın ilk kez denize gireceğini yazmıştı. Pamuk prensim Sarp umarım kardeşi ve anne babası ile güzel, sağlıklı bir yaz mevsimi yaşamıştır. Seni çok seviyorum "pamuk prens"im...
Etka'yı özledim, Etka'nın anne ve babası ile yaptığı etkinlikleri, gezileri, seyahatleri okumayı özledim...
Özlenenlerin hepsi bu kadar  değil elbette ki, özlediğim gönül dostlarımın bloglarını hem ziyaret edip özlem gidereceğim, hem de bloğumda onları anarak kulaklarını çınlatacağım :=)

2 Temmuz 2013 Salı

Mutlu Doğum Haftamız Başladı:))) Bir varmış, bir yokmuş...

Bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde kara küçük bir kız varmış...
Kalabalık bir ailesi olmasına karşın hep yalnızmış kara kız çünkü kardeşlerinin hepsi erkekmiş, dört erkek kardeşin arasında tek kız olarak büyümüş.
Yaşadıkları şehir çok tutucu bir şehirmiş belki de onun etkisiyle dışarıda arkadaşları ile oynamasına izin vermezmiş ağabeyleri, kız arkadaşlarının eve gelmesini bile istemezlermiş. Kız kısmısı oturur evinde iş yaparmış...
A sosyal, içe dönük, sessiz bir kızmış kara kız, yapabildiği, becerebildiği tek tepki şekli ağlamakmış
Babasına çok düşkünmüş. hiç kıyamazmış babacığına, evin odunu, kömürü, kışlık erzağı, unu, bulguru hep dert olurmuş kara kıza, bilirmiş ki bunları alamazsa babası üzülür...
En sevdiği şey tatil günlerinde sabah uyanır uyanmaz babasının yatağına koşmakmış kara kızın, masallar anlatırmış babası ona, tekerlemeler söylermiş, "yağmur yağıyor, seller akıyor, arap kızı camdan bakıyor" bu tekerleme hala belleğindedir kara kızın.
Gel zaman, geç zaman olmuş, kara kız büyümüş, genç kız olmuş, büyüdükçe daha da yalnızlaşmış...
Sonra bir gün evlenmiş, görücü usulü evlense de bir sürü pembe hayaller kurmuş evlenirken...
Evlendikten bir buçuk yıl sonra bir gün, kendinde, bedeninde değişik şeyler hissetmeye başlamış, bir gün geçmiş, iki gün, üç gün, on beş gün geçmiş bir de bakmış ki en büyük hayali gerçek oluyor kara kız anne oluyor...
Mutluluktan yüreği göklere zıplarken bu muştunun; mutluluğunu, sevincini de bir başına yaşamış kara kız, öyle zor koşullarda yaşıyormuş ki, ne derdini, ne sevincini paylaşabileceği hiç bir yakını yokmuş yanında, o zamanlar, onların yetiştiği kültürde ayıp sayılırmış evlenen kızın evine sık sık gitmek, o yüzden ailesi gelmezmiş ziyaretine... Bir tek kendinin bir büyüğü ağabeyi gelirmiş sıkça, ama ona da kıyamazmış, ağabeyi derdini bilsin, üzülsün istemezmiş kara kız...

İşte o gün, canında can taşıdığını, tek kişilik yaşamının iki kişilik yaşam olacağını öğrendiği gün, bilemediği, çözemediği bir yerlerden bir güç yayılmış ruhuna ve tüm bedenine kara kızın "canıma can katanım için, yavrum için, yoluma yoldaş olanım için güçlü olacağım, her ne olursa olsun dimdik ayakta kalacağım" diye söz vermiş kendine, bir taraftan da dua ediyormuş "sağlıklı, eli, ayağı düzgün bir evladım olsun, bir kızım olsun, yalnızlığıma ortak olsun" diye...

ARKASI YARIN:))



Günlerden, haftalardan, aylardan, yıllardan Başak' ımmm
 

24 Haziran 2013 Pazartesi

Seferihisar Belediyesi.......... Sen Çok Yaşa........-ma-........ emi...

Dilediğinizce bir hafta geçirmenizi umarım...

Yeni bir günden;

Merhaba!!!

Seferihisar çok çok sıcak, sıcak bir yandan, toz bir yandan.... Terden boğuluyoruz ama ne yazık ki pencere, kapı açamıyoruz, sanki ev hapsi cezasına mahkum edilmişçesine....
Vücudumuzdan, suratımızdan şapır şapır akan terle arada bir havalandırmaya çıkma gereksinimi duyuyoruz, ancak sokaktaki toz bulutunun içine çıktığımızda terle buluşan toz adeta vücudumuza çamur banyosu yaptırıyor....
Seferihisar Belediyesi çok çok yoğun, öyle önemli yoğunlukları var ki vatandaşın, ilçe sakinlerinin sağlığı hiçç önemli değil bu yoğunluğun arasında....
Seferihisar Belediye Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisini temsil ediyor... İçimi en çok acıtan bu bayrak altında bu bayrağa yakışmayan insanların yer alması...
Bir ağacın katledilmemesi için milyonların omuz omuz verip mücadeleye giriştiği günümüz Türkiye'sinde Seferihisar Belediyesi ilçe sakinlerinin sağlığına ilişkin tehditler karşısında  bu denli rahat, duyarsız, umarsız davranabiliyor...
Seferihisar Belediye'sinin duyarsızlığı sonrası il valiliğine, ilçe kaymakamlığına yapılan başvurular da belediye çalışanları tarafından umursanmıyor....
Oldukça rahat, duyarsız, sorumsuz, bilinçsiz ve vicdansız bir tavırla git bildiğin yere anlat derdini diyebiliyorlar......
Belediyelerin hizmet anlayışı artık konser ve gezi organizasyonlarına dönüştü, belli başlı hizmetleri bu....
Şöyle bir gezintiye çıkın bu canım, şirin ilçede...... Binaların balkonlarının ve esnafın malzemelerinin, tezgahlarının gasp ettiği kaldırımlarda adım atmanız mümkün değil...
Bir trafik keşmekeşe, trafik karmaşası, trafik terörü aldı başını gidiyor bu canım ilçede, hiç kimse kurallara uymuyor, üstüne üstelik kurallara uymamak yasal bir olaymış veya matah, taktire şayan bir davranışmışçasına kural ihlali yaptığı uyarısında bulunan vatandaşın üzerine yürümeyi de güç göstergesi sanıyorlar...
Milyarlarca liralık yatırımla bu canım ilçeye trafiği rahatlatması için  "ilçe terminali" yapıldı. terminal sadece sıra dolmuşlarının uzun süreli park yeri olarak kullanılıyor, ilçenin her yanını mafya kılıklı minibüs değnekçileri ele geçirmiş durumda, işlerine gelmediğinde ise vatandaşın üzerine yürümekten kesinlikle korkmuyorlar...
İlçe her bir metre karesinde bir inşaat aç gözlülüğü almış başını gidiyor, atı alan Üsküdar' ı geçmiş, ilçe neredeyse bom boş binalar mezarlığına dönüşmek üzere ve belediyemiz yeni yeni uygulamaların arayışı içerisindeymiş, ilerleyen zamanda inşaatlarda belli düzenlemeler olacakmış...
mış mış mış, lar miş miş miş ler....... uzayıp gidiyor bilgilendirme toplantılarında...
Seferihisar'da kışın pazar esnafı kış şartları nedeniyle mevsim normallerinin üzerinde satar meyve sebzeyi, yazın ise "yazlıkçılar geldi" diye fahiş fiyatlarla satarlar ve kimse siz" ne yapıyorsunuz" diyemez esnafa... Neden esnafın istek ve talepleri vatandaşın kişilik haklarından daha önemlidir acaba hep merak etmişimdir...

Aymaz, lakayt, duyarsız, umursamaz, sorumsuz, saygısız, kişilik ve insan haklarından, vatandaşın yasal haklarından "bihaber" hizmet sunmaya devam ediliyor...

Benim asıl tedirginliğim, benim asıl öğrenmek istediğim bunlar bu gücü nereden alıyor, veya kendilerine kimi örnek alıyorlar...

 
 Bu sokakta yaşayanlar insan değil, bu ülke vatandaşı, bu ilçe sakini değilmiş gibi haftalardır bu tozu yutturuyor belediye bize......


 
 Bu toz öyle ince bir toz ki, iğne deliğinden çok daha küçük deliklerden bile sızar, bu tozları biz nefes alırken akciğerlerimize dolduruyoruz... Çok yaşa sen Seferihisar Belediyesi........
 

 
 Bu plastik atıklar yukarıdaki inşaat tarafından çevreye atılmıştır. Haftalardır çevre katliamı ve çevre kirliliği sürdürülürken belediye her zaman olduğu gibi görmüyor, duymuyor, bilmiyor...




 

22 Haziran 2013 Cumartesi

sıcak haziran gününden...

Sıcak, sımsıcak bir Haziran sabahından;

Günaydın dostlar...

Hafta sonunuzun istediğinizce, hayal ettiğinizce geçmesini dilerim...
Bu hafta sonu, yaşam kaynağım, huzurum, sağlığım, mutluluğum, yaşamımdaki en en en büyük başarım, canımın canımın canımın taaaaaaaaaaa içi kızım ve kızımın güzel yürekli arkadaşı Sinem'im yanımda:))
Bu sabah daha da erken kalktım, bahçede sabah çayımı yudumlarken kızıcığıma taze nane, kekik, roka, fesleğen, salatalık ve biber topladım, (bayılır sabah kahvaltısında bunları yemeye) keyifli bir kahvaltı masası hazırladım onlara. Henüz kalkmadılar, ben de uyandırmaya kıyamadım bir hafta boyu zaten yoruluyorlar, sessizce kalkmalarını beklerken komşu bloglara şöyle bir göz atayım dedim, bir de baktım ki "ben iyisimi" dönmüş. 20 Haziranda paylaştığım faaliyetimin fikri ben iyisimi'nin paylaşımından esinlenmişti bitmiş fotoğraflarını paylaşmak için onun dönmesini beklemeye karar vermiştim, ama artıkkkkkk paylaşabilirim:)))



 
 
Ben bir de ahşapla hareketlendirmek istedim, umarım beğenirsiniz dostlar:)))

21 Haziran 2013 Cuma

Gezi Bahçem...

Aydınlığa, barışa, özgürlüğe, onurlu yaşama GÜNAYDIN;

Yüreklerimizin aydınlık günlere çırpınışı sürerken, her sabah olduğu gibi bu sabahta ilk çayımı bahçede içip gezinirken, bahçemize "Gezi Bahçem" isminin çok yakışacağını düşündüm. Artık bizim bahçemizin adı "Gezi Bahçesi".
Bizim bahçemiz "Gezi Parkı" gibi şansız değil ama, buraya bir avm ya da çok katlı bina yapmak için dünyaları da teklif etseler asla deriz... Ki nitekim oldu da Seferihisar'da yaşanan betonlaşma, çok katlı bina yapma furyasında bize de teklif geldi, teklifi duyduğumuz da sanki bize küfür ediyorlarmış gibi geldi...
Nasıl yani bu ev, buradaki anılar, babacığımla, anacığımın emekleri, babacığımın torunlarının ismini vererek diktiği, emekle büyüttüğü meyve ağaçları, güller, bize huzur, sağlık veren bahçemiz hiçe sayılıp, birden çok eve sahip olabilmek adına feda edilecek öyle miiiii???
Verilen yanıt elbette ki "yok öyle bir mantık" oldu.
Bizim bahçemizde bir damla bile kimyasal ilaç kullanılmaz, doğaya müdahale etmediğinizde  o kendi dengesini öyle güzel kuruyor, kurduğu o dengeyi öyle güzel koruyor ki insan izlerken hayretlere düşüyor. Ve şu bir gerçek ki doğa için en büyük zararlı doğada yaşayan börtü böcek değil insanoğlunun ta kendisi...
Bugün izninizle ben bahçemden kareler paylaşmak istiyorum, biz sağlıklı meyve, sebze yiyebilelim diye emek emek onları diken, çapalayan, sulayan, büyüten ağabeyimin yetiştirdiği mis kokulu sebze ve meyvelerin fotoğraflarını çektim sabah çayımı yudumlarken...


Geç kalan enginarlar artık çiçeğe döndü, hayranım enginar çiçeğinin görüntüsüne ve rengine...

 
 Böğürtlenler kudurmuş durumda, ah ah onlar bir de Saliha'nın ellerinden reçeli dönüştüğünde yemeğe doyulmuyor. Çokta sağlıklı, benim nefesimi açıyor, öyle rahatlatıyor ki beni, bu sene son o kadar çok krize girdim ki (öksürük ve nefes alamama) sonra Saliha bana karadut reçeli yaptı her sabah aç karnına ondan iki tatlı kaşığı yiyorum, ne kriz kaldı ne nefes alamama korkum kaldı...
 
 
 
Ah ah ah favorilerimizden birisi daha, göbek marul, öyle lezzetli, öyle lezzetli ki, marulda anacığıma çok iyi geliyor, annemin midesi sorunlu, reflü, fıtık, yara bir kaç sorun bir arada midesinde. Marullar olduğundan beri her gün bir kaç yaprak marul yiyor, midesine ilaç gibi geliyor. Bunları okurken okuyucularımızın çoğunluğu belki inanmayacak ama inanın doğada yetişen her şeyin sağlık üzerinde mutlak bir faydası var...



Taze soğanlarımız, bu da Saliha'nın favorisi ama taze soğan yediğinde uykusu geliyor:)) demek ki taze soğanında sakinleştirici etkisi var...
 
 
 
 
 mis kokulu domateslerimiz, yaprağı bile mis gibi kokuyor, biz biraz geç kaldık bu sene domates ekmekte, o nedenle henüz sabah kahvaltımıza eşlik edemiyor domateslerimiz. Sığacık' ta yaşayan, tarlasında doğal sebze yetiştiren dostum, arkadaşım Sevim Hanım'ın domatesleri eşlik ediyor şimdilik kahvaltılarımıza...
 
 
 
 
 Çıtır çıtır sivri biberlerimiz, mis mis kokulu, kahvaltının vazgeçilmezi bence...
 
 
 
 
 Salatalıklarımız coştu da coştu, bu kadar mı güzel kokar, bu kadar mı lezzetli olur bir salatalık. Sabah, öğlen, akşam elimde salatalık çıtır çıtır yiyorum:))
 
 

 
Mısırlarımız boyu neredeyse iki insan boyu olmak üzere, koçanlarda kendini göstermeye başladı, közde mısır yemeye az kaldı.
 
Bana söylenenler, bana kızanlar olabilir, ülke de neler olup bitiyor, kadının derdi bahçesi diye. Hayır benim derdim bahçe değil, benim derdim doğa, benim derdim elimizden zorla alınmaya çalışılan değerler. Kanata kanata topraktan sökülen ağaçlar, aydınlık günlerimiz, onurumuz, özgürlüğümüz.
 Ve ve TC, Atamın kurduğu Cumhuriyet...
 
Aynen Taksim Gezi Parkından kanata kanata söktükleri ağaçlar gibi tüm bu değerlerimizi söküp almaya çalışanlara inat........
 
İşte bu nedenle artık "Gezi Bahçemi" daha çok seviyorum...

20 Haziran 2013 Perşembe

Ben iyisimi Zeynep...

Şahsına münhasır Zeynep;

Kendisini blog yazmaya başladıktan sonra burada, buz gibi bilgisayar camının arkasından, paylaşımları ile, cümle kurarken kullandığı kelimeler ile, hitap şekli ile tanımaya çalıştım. Kısa sürede ısınıverdi yüreğim, evet bilgisayar camı soğuk ve cansızdı ama ondan bana gelen enerji sıcak ve pozitifti. Umarım karşılaşmak, tanışmakta kısmet olur....

Yüreğimin  direnen yüreklerin yanına katılıp direndiği günlerde yaptığım, yaparken şahsına münhasır Zeynep'i düşündüğüm bir uğraşımı paylaşmak istiyorum, önce yapım aşamalarını paylaşayım izninizle, sonra bitmiş halini... Bu arada bitmiş halini görenler çok beğeniyor:)))

Bu güzel çalışmayı Zeynep' in paylaşımlarında görmüş ve çok beğenmiştim, o nedenle yaparken hep onu anımsadım...




Bu güzel paylaşımınız için tekrar teşekkür ederim Ben İyisimi...
 

makkireQu, Magdalena Godawa


 
makkireQu, Magdalena Godawa...

Magdalena Polonya'da yaşayan pırıl pırıl bir genç, bizim ülkemizin pırıl pırıl gençlerinden Özlem kızım sayesinde tanıdım Magdalena'yı...
Böyle gençleri tanımak, onlarla konuşmak, onların bilgi dehlizlerinde yolculuk yapmak keyif veriyor bana.
Zaman zaman google çeviri yardımıyla sohbet ediyoruz Magdalena ile, son derece saygılı, yüreği sımsıcak, sevgi dolu bir genç. Bir o kadar da becerikli, maharetli, onun becerikli ellerinden çıkan ve dünyanın bir çok ülkesinde beğeni ile kullanılan ürünlerini paylaşmak istiyorum sizlerle...






 
 
Özlem kendin gibi özel bir insanla tanışmama vesile olduğun için bir kez daha teşekkür ederim ablam...
İnanıyorum ki Magdalena'nın diğer ürünlerini de çok beğeneceksiniz.

Görmek için tık tık lütfen; magdalena.godawa   makkireQu

Magdalena' nın Bloğu Magdalena Blog...


 


Yüreğim hep onlarla, ruhum onlarla, dualarım onlarla... (zamane gençleri sizi çok seviyorum)

Yine, yeniden;

Özgürlüklere ve barışa günaydın...

İçim hala buruk, içim hala kırgın, içim  hala acıyor ve yüreğim hala direniyor...
Evet yüreğim buruk, yüreğim kırgın ama artık yüreğim umut dolu. Yaklaşık bir ay öncesinde ülkemin geleceği için çok endişeli, çok karamsardım, yarınlarımıza dair korkularım vardı, ancak artık evet kırgınım ama bir o kadarda umutla yüklüyüm "zamane gençleri işte" şeklindeki cümlelerle sürekli eleştirdiğimiz, "tembel, uyuşuk nesil" diye nitelendirdiğimiz gençlerimiz, evlatlarımız, yavrularımız umutlarımızı yeşertti yeniden, bu gençlere, bu evlatlara sahip olduğumuz sürece önümüzde hep aydınlık günler olacağını gösterdi "zamane gençleri" miz...


 
 
Yüreğim hep onlarla, ruhum onlarla, dualarım onlarla...

14 Haziran 2013 Cuma

Fiziken olamasam da yüreğim, beynim, düşüncelerim hep sizlerle...

 
Fiziken olamasam da yüreğim, beynim, düşüncelerim hep sizlerle...
 
 
 
çapulcu annesi’nin mektubu

mektubunu aldım kızım
okudum bir solukta
göğsümde taşıyorum kızım
gözümdeki yaş hasretten değil
... onyedi gündür
gaz üstüne gaz yiyorum kızım

direnelim kızım
sen orada ben burada
gezi namusumuzdur
vermeyelim haine puşta

bir elimde tencerem
bir elimde tavam
sokakları işgaldeyim
ne romatizma kaldı
ne tansiyon
ben de senin yaştayım

direnelim kızım
sen orada ben burada
gezi namusumuzdur
vermeyelim haine puşta

hele bitsin bu zulüm
yine saçlarını örerim
geç kalırsın okuldan
yollarını gözlerim
hele bitsin bu zulüm
bir didişir bir sevişiriz
gözün gözümde
elin elimde
sabahlara kadar konuşuruz
hele bitsin bu zulüm

direnelim kızım
sen orada ben burada
gezi namusumuzdur
vermeyelim haine puşta

yoldaşlarına emanetsin
aç kalmazsın
paylaşırlar
üşümezsin
üstünü örterler
yıkılmazsın
ayağa dikerler
biraz üzülsen
gıdıklarlar umdunu
vurulup düşsen
sararlar yaralarını
bilirim merak etmem
yoldaşlarına emanetsin

direnelim kızım
sen orada ben burada
gezi namusumuzdur
vermeyelim haine puşta

korkumuz yok
cellat ancak bu kez
kendi ipini çeker
haykıralım bir ağızdan
bitsin vatanın acısı yeter
ben
annen
koydum yüreğimi kızım
yüreğinin yanına
sonuna kadar buradayım
yeter ki sen hiç yıkılma

direnelim kızım
sen orada ben burada
gezi namusumuzdur
vermeyelim haine puşta.

t a m e r d u r s u n...
 
 

5 Haziran 2013 Çarşamba

Miraç Kandiliniz Mübarek Olsun...

 
Miraç'ın anlamı ''insanlığın önüne açılan sınırsız bir yükseliş ufku; varlığın özüne yol'' dur...
Biz imanlıyız.
Biz inançlıyız.
Biz dinimizin gereklerini eksiksiz yerine getiririz.
Biz Atatürk ilke ve inkılaplarını takip ederiz.
Biz gerektiğinde, dil, din, kültür ayrımı yapmaksızın tek yürek, tek bilek oluruz.
Biz ne pahasına olursa olsun bayrağımızı koruruz.
Biz ne pahasına olursa olsun Cumhuriyetimize gururla bekçilik yaparız.
Biz son on günde tek yürek, tek bilek olarak bunu kanıtladık...
 
Miraç Kandiliniz Mübarek Olsun...